Yazı Detayı
31 Mart 2021 - Çarşamba 00:11
 
Üsküdar’dan Kızıldere’ye Mahir Çayan
Turgay Eminoğlu
Turgay Eminoğlu
 
 

Bugün 30 Mart !

 

Bugün, Mahirlerin katledilişinin yıl dönümü. Onları gencecik yaşların da farklı kılan en temel özellik, bu gün hala, sosyal, siyasal ve ekonomik olarak boğuştuğumuz sorunların tahlilini genç yaşlarında yaparak bu uğurda ölümü bile göze almalarıydı.

 

Oğlu Koray Doğan’ı 8 Mart 1972’de kaybeden Ahmet Doğan’ın Mahirlerin ölümünden sonra, ağzından bu sözcükler dökülmüş: “Onlar; Hepsi kırlarda açan taze çiçeklerimizdi, bir rüzgar esti ve onları aldı.” Demiş!

 

Kuşkusuz, FKF ile başlayıp, THKP-C’ ye gelen süreçte bu mücadele içinde yer almış tüm devrimcilerin her birinin özel yetenekleri olduğu tartışma götürmeyecek kadar sarihtir. Ancak bu mücadelede Mahir Çayan’ın bir önder olarak bu vasfı hak ettiği de tartışma götürmeyecek bir gerçektir.

 

Mahir’in bu duruşu daha ilkokul öğrencisiyken, okul müdürüne bir nedenle takındığı tavır onun otoriteye olan başkaldırı anlayışı gençliğinde yapacaklarının bir anlamda işaret fişeğiydi!

 

Mahir’in de her genç gibi hayalleri, her anlamda rol modelleri vardı. Mesela: Fizik olarak kendini Alain Delon’a benzetirmiş. Elizabeth Taylor’u çok beğenir, güneş gözlüğü takmayı denize açılıp balık tutmayı, arkadaşları ile yüzme yarışı yapmayı ve futbol oynamayı çok severmiş. Bir dönem Beşiktaş genç takımında sol açık bile oynamış.

 

Mahir Çayan cesurmuş. Öylesine cesurmuş ki, daha lise yıllarında bir arkadaşıyla birlikte Üsküdar Meydanı’ın da kalabalık bir grupla kavga edecek kadar cesurmuş. Bu kavga esnasında yirmi beş yaşlarında bir genç adam yanına gelerek “Tamam çok cesursun; ama bu kadar adamla başa çıkamazsın” demek zorunda kalmış. Bu uyarı bir anlamda Kızıldere’de bir orduyla çatışmaya girerek yaşamına son verilmesinin de uyarısı gibiydi.

 

1963 yılında Fenerbahçe’nin eski futbolcularından, Haydarpaşa Lisesi’nin müdür yardımcısı ve beden eğitimi öğretmeni, Boncuk Ömer’e; okulda bir öğrenciye tecavüz etti yalan haberini yapan, Boncuk Ömer’in görevden alınmasına sebep olan; kamuoyunda linç ettiren, Hürriyet gazetesinin önünde eylem yapan, 500 öğrenciye önderlik ederek; gazete yönetimini Başbakan İnönü’ye telgraf çekerek yardım istemek zorunda bırakan, Boncuk Ömer’in görevine iadesini sağlayan, sonra da gözaltına alınan; Haydarpaşa Lisesi’nin son sınıf öğrencisi, takım kaptanı yine Mahir Çayan’dır.

 

Önce tıp, hukuk ve en son Mülkiye’de okumaya karar verecek kadar hızlı karar veren zeki bir adamdı. O bir teorisyen ve pratikçiydi. Daha genç yaşında solun önde gelen isimleri olan; Mihri Belli, Sadun Aren ve Mehmet Ali Aybar’ı revizyonizm ve oportünizme kaymakla suçlayarak, karşılarına dikilecek kadar birikimine ve kendine güveni olan birisiydi.

 

Kendi kuşağı arasında bilimsel sosyalizmi en çabuk kavrayan, militarizmin çok güçlü olduğu ülkelerde parlamenter yöntemle sosyalizmin kurulamayacağını inananlardandı. Şehir gerillacılığı yöntemi ile devrime ulaşılacağına inanıyordu. Tam da bu sebeple arkadaşlarıyla birlikte THKP-C’ yi kurarak, amacına böyle ulaşacağını inanmıştı

 

Kendisini, sosyalizme giden yolda silahlı mücadele bir yöntem olamaz, Leninizm de böyle bir propaganda biçimi yoktur. Bu mücadele örgütleyici değildir. Sosyalizmi kurmayı bu şekilde ele almak, her şeye silahların ucundan bakmaktır. Bu Fokoculuk, Naradonizm hatta anarşizm çizgisidir diyerek, çürütmek isteyenlere, “Kesintisiz Devrim” başlığı ile sıraladığı uzun yazılarda Cezayir halk savaşını da örnek göstererek, kısaca, şu cevapları veriyor: “Lenin’in klasik tanımlarına dört elle sarılanlar, meselenin zaman ve mekan mefhumlarını, yok saymaktalar. Çünkü;Lenin’in bu tezi kapitalist ülkelerle ilgilidir. Zira; devrim ve evrim süreci bizim gibi ülkelerde biri birinden kesin çizgilerle ayırmak mümkün değildir. Bu iki durum iç içedir.”

 

Yine “Marx ve Engels 19. Yüzyılın ikinci yarısında proletarya- burjuvazi mücadelesinin bir ileri aşamaya geçebilmesi ve dünyada kapitalistler arası bir dünya savaşıyla mümkün olacağını söylemişlerdir.

 

Lenin 1900’lerde kapitalizmin sıçramak ve dengesiz gelişme kanununun zorunlu olarak bir emperyalistler arası savaş doğuracağını ve bunun da en zayıf halkası olan Rusya ’da devrime yol açacağını söylemiştir.

 

Emperyalist dönemde Lenin ve Bolşevikler bunu dikkate alarak, dünyanın ilk proleter devrimini yapmışlardır

 

Bilindiği gibi I. Emperyalistler arası savaşta bu alt üst oluş aşamasında dünyanın 1/6’sı II. Emperyalistler arası savaşta ise 1/3’ü sosyalist olmuş ve sosyalizm dünya çapında prestij kazanmıştır. Diyerek, silahlı mücadelenin askeri değil politik, ferdi değil kitlesel bir mücadele biçimi olduğunu vurgulamıştır.”

 

Mahir; “silahlı propaganda da belli bir devrimci stratejiden hareketle emekçi kitlelere elle tutulur, gözle görülür maddi ve somut eylemlerden hareketle, soyuta gider. Maddi olaylar etrafında gerçekleri açıklayarak kitleleri biçimlendirir ve onlara politik hedef gözetir. Silahlı propaganda, halkın düzene karşı olan memnuniyetsizliğini ajite eder. Emperyalist beyin yıkmasından kurtarır, sarsar, giderek bilinçlendirir. Merkezi otoritenin görüldüğü gibi güçlü olmadığını, onların kuvvetlerinin yaygara ve demogojiden ibaret olduğunu gösterir” diyerek uzun uzun tahlil yapmış.

 

Ben buradan geriye baktığımızda silahlı mücadelenin doğru ya da yanlış olduğu hakkında söyleyeceğim şudur: Keşke her anlamda bütün demokratik kanallar açık olsa, fikir ve örgütlenmenin önünde hiçbir engel olmasa, kimse de bu yolları denemese.

 

Bu düşünceyi ve Mahirlerin bu mücadelesini, yine Mahir’in zaman ve mekan mefhumu önermesi ile anlamak isteyenlerdenim. Mahirler, isteselerdi kendi dönemlerinde olan ve hala siyasette, bürokraside, ticarette şaşalı makamlar, konformist yaşam süren yaşıtları gibi olabilirlerdi. Ama onlar; inandıkları dava uğruna öldüler.

 

Mahir’in değimi ile devlet ile yoksul halk arasında kurulu olan “suni denge”yi lehlerine değiştirmek istedikleri köylüler tarafından ihbar edildiler. Aleyhlerine değiştirmek istedikleri egemenlerin, “yasal” silahlı güçleri tarafından da Kızıldere’de katledildiler!!!

 

Sonuç olarak; kim ne derse desin. Onların her biri benim için, “Dört nala gelip uzak Asya’dan bir kısrak başı gibi Akdeniz’e uzanan ülkemin” “Prometheusları , Spartaküsleridir.” Ruhları şad olsun…

 
Etiketler: Üsküdar’dan, Kızıldere’ye, Mahir, Çayan,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı