Haber Detayı
04 Eylül 2020 - Cuma 00:37
 
Hüseyin Avni Dede'yi Beylikdüzü'nde Ağırladık
Beylikdüzü Sevgi Barış Festivali'ne konuk Hüseyin Avni Dede ile Beylikdüzü Sakinleri Yaşam okuyucuları için keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik
Yaşam Haberi
Hüseyin Avni Dede'yi Beylikdüzü'nde Ağırladık

BAŞKA AJANS İLE TANIŞMANIN VAKTİ GELDİ

Dilek Bozkurt :


Avni Bey öncelikle şunu belirterek giriş yapmak istiyorum. Beylikdüzü Sevgi Barış Kutlamalarında sizi görmek onur ve mutluluk verici. Hoş geldiniz.

Burada olmak sizin için nasıl bir duygu, biraz duygularınızdan bahseder misiniz ?

 

UZUN ZAMANDIR GÖRMEDİĞİM İNSANLARLA KARŞILAŞIYORUM .


–Vallahi sanki şöyle bir yaz günü ve pikniğe gelmiş gibi hissediyorum. Bir de burda tanıdık eş dost görüyorum, uzun zamandır görmediğim insanlarla karşılaşıyorum. Çoğu buraya gelmiş, emekli olmuş. Mesela yirmi senedir görmediğim insanlar bunlar, onlar da beni gördüklerinde bayağı bir heyecanlanıyorlar ve ben de onların sayesinde o heyecanı paylaşıyorum. Böylelikle tabi eski günlere
dönüyoruz. Bir bakıyorum 98'li - 99'lu yıllarda tanıdığım insanlar. Bana diyorlar ki ; sen hiç yaşlanmamışsın ama ben onlara aynı şeyi söyleyemiyorum,  çünkü onlar çok değişmişler. 15 - 20 sene içinde bayağı farklı şeyler olmuş.  Ama tâbi onlarla mutluluğu yaşıyoruz, birbirimizi kaybetmiş gibiyiz.  Tekrar numaramı veriyorum ve zannediyorum ki tekrar ziyaretime gelecekler. Bu gibi güzel şeyler
oluyor.

 

– Beylikdüzü halkının size olan ilgisini nasıl buldunuz ?

 

 

ONLARIN ARASINDA MUTLU BİR AİLE GİBİ HİSSEDİYORUM .


Vallahi umduğumdan daha güzel bir ilgi. Çünkü buradaki insanların çoğu beni Beyazıt Meydanı'ndan tanıyor. Ve orda o zamanlar çoğu üniversiteliyken şimdi mezun olmuşlar.  80 mezunları, 85 mezunları, 90 mezunları buraya yerleşmişler ve burada bir hayat kurmuşlar. Ve buradan da Beyazıt'a uzun süre gelmeyenler olmuş arada. Tâbi beni burada görünce seviniyorlar. Onlarla sohbet ediyoruz, fotoğraf çektiriyoruz böylelikle onların arasında kendimi bir  aile gibi mutlu hissediyorum.

 

– Gözlemlediğim bir şey var insanların size olan sevgisinin yanında büyük bir saygı duydukları, siz bunun nedenini neye bağlıyorsunuz ?

 

ARAMIZDA  GÜVENE  DAYALI  BİR  BAĞ  VAR !


Sağ olsunlar. Ben genelde onlara hep yakın olduğum için onlardan aldığım enerjiyi yine onlara
iletiyorum.  Mesela ben Çınaraltı'nda olduğumda okula giden öğrenciler beni görmeden gitmiyorlardı.
Ben onlara selam verdiğimde sınıfta (imtihanda) başarılı olduklarını dile getiriyorlardı ve beni
görmeden geçmiyorlardı. Akşam okul çıkışında da yine kimisiyle el kaldırarak, kimisiyle göz göze
selamlaşmaya devam ediyorduk. Herkesin ailesinin bir parçası olduğum için o sevgi oradan da
kaynaklanıyor. Beni bir abisi, kardeşi, babası, dedesi olarak görenler var. Ve tabi güvende önemli. 
Aramızda güvene dayalı bir bağ var insanlarla....
Kimisi geçerken valizini bırakıyor, birisi çarşıya gidecek arkadaşını yanımda bırakıyor ya da bir
buluşma noktası olarak Avni Dede'nin yanı diyorlar. Bu durum senelerce sürünce de bir simge haline
geldim. İstanbul Beyazıt'ın simge olayı da buradan çıktı aslında. O sevgi saygı da oradan başladı ve
ben de bunu korumaya çalışıyorum.

 

– Bir dizeniz var ;

"Şairini bulamadığı için mi
   İntihar etti
   Yazılmayan şiir
    Yoksa okunmayacağı için mi "

 

Ülkemizde şiir popülasyonunun olduğu bir durum var ama şiir kitaplarının satışının az olduğu gerçeği
söz konusu, bu durumla ilgili siz ne söylersiniz ?

 

KİTAPÇININ VİTRİNİNDE ARKADA OLURSA KİTAP  VE  ŞAİR TANINMIYORSA  EĞER KİTABINI
PAZARLAMASI MÜMKÜN DEĞİL !


Tâbi ben orda biraz felsefe de yaptım aslında, o düşünen şiirler olayı... Orda gönderme var. Yani
aslında şiir okunuyor, okunmuyor değil ama okuyucuya ulaşmıyor. Kitapçının vitrininde görünmeyen
yerde olursa kitap, bir de ismi duyulmamış bir insanın kitabıysa bu kitap o şairin kitabını pazarlaması
mümkün değil !

 

Ben de bunu bildiğim için babamdan da bir tecrübem oldu zamanında ve hep sokak sergileri açtım. O
sokak sergilerinde de kendi şiirlerimi resimledim pano yaptım, oradan görüp okuyan bu şiir hangi
kitapta diye soruyordu ben de kitabı gösteriyordum. O okunan şiirlerden dolayı kitabın da satışı
oluyordu. Bazen de kalabalığı topluyordum onlara şiir okuyordum, esprili diyaloglarımız oluyordu,
onların da hoşuna gidiyordu. Ve böylelikle kitap satışını çoğaltabiliyordum. İşte okurla aramızdaki
mesafeyi bu şekilde yok denecek noktaya getirip, bütünlük sağlıyorduk. Bunun da çok yararı oldu
açıkçası.

 

– Siz bohem şair sayılıyorsunuz, bir ara   Bohem Şairler Festivali'ne de çağrıldınız galiba ?

 

 

FİLDİŞİ  KULENİN DIŞINDA OLDUĞUM İÇİN BOHEMLİK YAŞIYORUM.


Valla sağ olsunlar o festivale de katıldım. Benim bohemliğim devamlı dışarda ve insanlarla iç içe
olmam, o fil dişi kulenin dışında olduğum için böyle bir bohemlik yaşıyorum. Bu beni de mutlu ediyor,
okuru da mutlu ediyor. Onlarla yüz yüzeyiz, okudukları şiirlerden sorular çıkartıyorlar ben de onlara
bir cevap buluyorum ya da bir espri ile karşılık veriyorum. Böylelikle bohemlikte oradan geliyor.

 

Peki eviniz gibi olan Çınaraltı'ndan sürgün edildiniz, bu ağır bir söylem ama yaşadığınız şey size yapılan bir haksızlık olarak görüldüğü için bu tarz bir sürü haberler söz konusu oldu.  Orayla ilgili son durum nedir ? Bildiğim kadarıyla Ekrem İmamoğlu'nun bu konuyla ilgili olumlu bir desteği olacaktı, oldu mu ?

 

 

EKREM İMAMOĞLU O İŞİ HALLEDECEĞİZ DEDİ !


2015'te böyle bir belediye sorunumuz çıktı. Otuz bir bin sekiz yüz on altı imza toplandığı zaman biraz bir yumuşama oldu. Benim yerimde kalmamı sağladı o imza. Geçici bir kart verdiler bize işte o kartla sergimizi rahat rahat açabildik. Bu da 2018' in 25 Haziranına kadar sürdü. Tâbi oradaki kavgalar gürültüler, yabancı uyruklu vatandaşların aramıza katılması, geçici karta sahip olmayanların da kavga gürültü durumu ve belediyeye saldırmaları bizi de etkiledi açıkçası. Sonra bize bir yasak geldi. O yasak kapsamında ben de sergi açamaz oldum. Geçen sene Ekrem Bey ile festivalde karşılaştığımda o işi halledeceğiz dedi.  Tâbi aradan bir yıl geçti. Geçen sene 2019 Eylül bu sene 2020 Eylül'deyiz. Ama bu pandemi olayı ve bu Beyazıt çevre düzenlemesi olayı da var. Bunlar da gecikmeye etkili oldu tabi. Benim orda kütüphanenin olduğu ön kısmı kazdılar, Mart'tan beri inşaat devam ediyor orada. Yalnız içim de bir ses var oraya bir çay bahçesi açılacak tekrardan orda insanlar toplanacak. Dört tarafı tek şekerli Çınaraltı yazısıyla süslenmiş tabelası ile  bir çay bahçemiz vardı. O el değiştirdi sonra başkaları derken en son belediye Beltur işletti. Ondan sonra uzun zaman öyle kaldı. Çay bahçesiz de orası pek turist de getirmiyor yani. Rehberler geldiklerinde oturacak yer arıyorlar orada mesela...


Kapalı çarşıya geliyorlar oradan Süleymaniye'ye gidecekler o sırada grubun dinlenmesi lazım, gelip bizim orda dinleniyorlardı örneğin. Şimdi uzun zamandır bir çay bahçesi de olmayınca orası çıkmaz sokağa döndü. Son üç sene olacak kimsecikler geçmiyor oradan. Eskiden beni görmek için yolunu değiştirip geçtikleri yol, şimdi ben de mecburen göze batmayayım diye öğlen sonraları gelmeye başladım oralara. Yokluğumu da belli etmemek için pazar hariç her gün bir şekilde gitmeye çalışıyorum oraya. Beni göremedikleri için üzülüyorum.  İki sene bitti üçüncü seneye girdik bayağı bir huzursuzluğumuz var. Dediğim gibi içimde bir ümit orası tekrar eski durumuna dönecek. Yine belli sayıda dürüst insanlar orda sergi açacak;  antikacılar olsun, eski para alıp satanlar olsun, bir çay bahçesi olsun yine orasını canlı hâle getirecek olan o dinamiği kazanacak. Bir şey olacak gibi hissediyorum. İnşallah temennim o...

 

 

 Son olarak. Beylikdüzü sakinlerine , Beylikdüzü Sakinleri Yaşam okuyucularına neler söylemek istersiniz ?

 

 

Vallahi onların böyle yaşam vadisi gibi bir yerde olmaları o kadar güzel ki o kadar mutlu etti ki beni.
Huzur içinde olmalarını diliyorum. Çoğu arkadaştan da buradaki huzuru dinliyordum, Allah ağızlarının
tadını bozmasın, salgın hastalıklardan ve bütün hastalıklardan korusun. İstiyorum ki daha güzel
günlere ulaşsınlar. Burada ki ağaçlar daha görkemli hâle gelsin. Biraz önce karşıda bir ağaç vardı,
baktım acaba badem mi diye yaklaştım ki söğüt ağacı. Onun önünde de Çınar Ağacı... Sekiz senelik bir
şey gibi. Benim yavru Çınar aklıma geldi, Beyazıt’taki. O kadar Çınar ile buradaki Çınar arasındaki
elektriği yakalıyor. Onu da yaşadım burada yani.

 

İstiyorum ki Beylikdüzü'ndeki , İstanbul'daki, Türkiye'deki bütün insanlar mutlu olsun. Sevgi saygı,
birbirlerine olan itimat, dürüstlük - doğruluk durumu hiç noksan olmasın. İnsan ilişkilerindeki evrensel
duyarlılık kaybolmasın. Ve bu duygular sonsuza dek yaşasın istiyorum.

 

D. B.
Sevgili Hüseyin Avni Dede  vakit ayırdığınız ve sorularımı içtenlikle cevapladığınız için çok teşekkür ederim.

 

Hüseyin Avni Dede

Ne demek ben çok menun oldum. Sağolun teşekkürler.

 

Söyleşi :  Dilek Bozkurt

Kaynak: Editör:
Etiketler: Hüseyin, Avni, Dede'yi, Beylikdüzü'nde, Ağırladık,
Yorumlar
Haber Yazılımı